bahar temizliği yaptım... ama her zamanki gibi bir detayı atladım; hiçbir şeyi elden çıkarmadım, birkaçını gözden çıkardım yalnızca... güzelce katlayıp, nizami bi şekilde alt çekmeceye yerleştirdim... kıyamadım...
ofisteki bilgisayarımda last fm chet baker da kalmış.. sabahları tatlı tatlı başlıyo çalmaya... hele bu sabah "my funny valentine" la başladı.. enfes... ... bu mayıstan hiçbişey beklemiyorum... teskerelerden, -yok- hayallerden, tekinsiz planlardan, "acaba"lardan, stanley clarke den ve senden usandım artık... ... o filmi izleyemedim bi türlü, bi lanet var... vol.1 i de bulamıyorum zaten... ... sudoku... freak power... brainiac... ... kavunu yedik, mis gibi.. ama rakısını içemedik daha... ... yalnızca bir sabah ölü uyanabilsem... ... sus!
hiç başlamamış bir cümlenin ortasındayım... eski bir berjere yan oturmuş, ucuz bi şarap içiyorum... özneler öyle kuvvetli ki, bi yükleme gerek kalmıyor... mis gibi karışık...
harfler, her yerdeler... bi dolusu ama... yüzümde, saçlarımın arasında, parmak uçlarımda... yanyanalar, es-siz... sabırsız, heyecanlı ve benciller... aslında sıradan birer kelime olmak sadece dertleri... oysa, bi başına anlamlı kaç kelime var ki hayatta?!...
ne demişti, du bakiim... yalnızca bir kaç kelime... çıkmış hatırımdan. çünkü, söylerken yüzü öyle güzeldi ki, ince, kemikli parmakları çenesinde... ama ne demişti?! tek kelime...