26 Şubat 2018 Pazartesi

little t.

şeyler oldu yine. ben yaptım bu kez. geç bile kaldım.
şimdi tuhaf bir boşluk, hem zamanda hem mekanda..
ve korkuyorum, sırf değişiklik olsun diye.

bunca şey olurken etrafımda, bir tek düşünce var aklımda..
hep ve çok.
acınası derecede çok..

ama kırgınım.

bir devir kapandı // 12.02.2018

25 Şubat 2018 Pazar

if i was an elf, i would tell you *

-right now people see you as, like, a star.. and me as a piece of space debris.
-that's what stars are made of.

*mozart in the jungle s04e02

25 Ocak 2018 Perşembe

8 Ocak 2018 Pazartesi

gerizekalı.

duruyordum ben.
ve iyiydim öyle.
ne oldu, neden oldu bilmem, bi sızıntı oldu yine ve haliyle bi dolu sızı beraberinde..

önce bir kedi sevdim ben. uzun tüylü, yamalı yüzlü bir tekir..
gel dedim, evim evin olsun, yaşar gideriz bundan sonra..
hasta şimdi, kucağımda kuş gibi hafif, zor nefes alıyor..
gün sayıyoruz birlikte..

sonra bir adam öptüm ben. güzel gözlü, dilbaz bir adam..
saatler içinde yayıldı zehri içime, daha ilk anda biliyordum başıma gelecekleri..
tam uyanırken büyülü uykusundan geldi yine iki günde kesti ayaklarımı yerden..
yüzüm gülüyor, başım dönüyor onu düşündükçe..

şimdi elimizdekiler;
yine bu karanlık oda,
mohsen namjoo,
ve yepyeni bir scotch tadı..
bekliyorum.
ikisinin de hayatımdan çıkmasını..

iyiydim öyle.
kolaysa yeniden yık köprüleri, yak bayrakları..
sonra yeniden ör duvarları, bile kılıçları..
yoruldum, yaşlandım.

bu dersi daha kaç kez almam gerek?


21 Kasım 2017 Salı

yetmez.

düğüm düğüm her yerim.
omuzlarım, sırtım..
kaburgalarımın arası.. ta içim, kalbim düğüm düğüm..
beynimin içinde bi yerler de..
boğazımda sözler..
bağırmak yok, ağlamak yok..

hayatım düğüm düğüm..
her evrede yenisi..
olacak elbet ama biri bile mi çözülmez?..
çözülmedi, çözemedim.

boğazım ya, boğazım düğüm düğüm.

18 Temmuz 2017 Salı

e.

kadıköy'ün aynı sokaklarında yürüyoruz seninle. bu bir kuruntu ya da hayal değil. biliyorum, görüyorum seni çünkü.. ben taksideyken, sen kaldırımda aceleyle yürüyor oluyorsun. ya da ben vapura koşarken, sen hep uğradığım bir dükkandan çıkıyorsun. gülümsüyoruz birbirimize, medeni insanlar öyle yapar çünkü. içim ısınıyor o zaman. aşk ya da türevi bir şey değil bu, seni temin ederim. bir güneş sıcağı değil zira bahsettiğim, bir kış sabahında yorgan sıcağı..
karşılaştığımız ilk gün kusursuzdu. baharın başı, kuru çimler, hafif bir hava, elimde ise konuyla ilgisi olmayan bir canıgüz vardı. seninse her cebinde bir oyuncak ve sesinde hiç işitmediğim bir yumuşaklık..
ben barıştım ya kendimle, hatalarımla, eksiklerimle, geride bıraktıklarımla, geç kalmışlıklarımla, kararlarımla, karanlığımla.. yamuk dişlerim ve kalın belimle.. işte o zamana denk geldi o gün. çok çok iyiydim ben. sen de çok zarif..

belki bu yüzden, belki senin tebessümünden bilmiyorum, ne zaman rastlasam sana, ısınıyor içim..

3 Kasım 2016 Perşembe

12 Ekim 2016 Çarşamba

06.10.2016

saçmasapan şeyler..
bu geceler..
birileri, bişeyler. müzikler, kahkahalar, özenle taranmış saçlar, kirlenmiş kadehler, içkiler, ökçeler, deri ceketler, fularlar.. dalgın gözler, sabırsız parmaklarla dövülen telefonlar, silinmiş rujlar, akmış rimeller..
yorgun ayaklar.
tek bir şey var aklımda ama, iki sene evvel içilmiş bir öğle rakısı.. peynir kötü, mezeler bayat, mekan bomboş.. kendi sesimi duydukça yabancıyım.
o gün öğrendim aşk bana ne yaptı, beni neye çevirdi..
bunda şaşılacak bişey yok, aşkı da açılımlarını da onunla öğrendim en nihayetinde.

1 Eylül 2016 Perşembe

bir garip terk ve (sen)

leş gibi bir ağustos gecesi.. sıcaklık evet, fakat gökyüzü hazirana benziyor.. aslında o etrafımda olduğunda, her şey haziran..
masa yuvarlak, sığınacak köşe de, tutulacak taraf da yok.. 
şu yeni cafelerden birine gitmek istemiştim ben, o burada olmak istedi. burada olsun istedi, az sonra olacaklar.. garson, köşedeki meczup, çalan müzik, hepsi tanıdık.. hava leş gibi sıcak, bunu söylemiştim sanırım.. 
sessizlikleri sevmedim hiç. en beteri var şimdi masada, ikimizin arasında üstelik. normalde aramızda bi şey olmaz, sokulur, sarılır, öylece dururuz.. şimdi, yerlerimizde öylece duruyoruz, garip. kötü garip. köşe kapmaca oynuyor ellerimiz, paketini arıyor ceplerinde, "kalkıp köşedeki tekelden almaya giderse katlanamam" diyorum içimden.. neyse ki gömlek cebinde buluyor. iki tane sigarası kalmış, bana ayrılan süre bu kadar, iki sigara içimlik.. 
ilkini yakıyor, etli, mora yakın dudaklarından ayırıp, dumanını benden kaçırarak üflüyor haziran gökyüzüne.. sonra bakışlarını ağustosa indiriyor yeniden. hastalıklı birer tebessüm gönderiyoruz karşılıklı.. benimki geri kaçarken, onunki yayılıyor ve isterik bir kahkahaya dönüşüyor. sol yanağındaki kusurlu çukur derinleştikçe derinleşiyor.. ben o kara delikte kayboluyorum.. 
sonunda, silip gözünden gelen yaşları, "bugün virgülü düşündüm, senden bana kalan en güzel şey, bu tuhaf düşünme biçimleri olacak" diyor. belki en zarif ayrılık cümlesi..
önümüzdeki şişeler terliyor, sırf konuşmamak için kağıtlarını yolmaya başlıyorum bi süre, sonunda dayanamayıp soruyorum; 
"ve?"
"ve si" diyor, "müthiş önemli, doğru yerde kullandığında her şeyi çözebilir.. hem nokta kadar riskli de değil".. 
ah sevgilim, bu haziran göklü ağustos akşamında, bu eski biracıda, bu bitik semtte, rahatsız sandalyelerin üzerinde, saçlarımız karmakarışık, karnımız aç, parmak uçlarımız buruşmuş halde, bu cümlelerle mi terk ediyorsun beni?
"seni seviyorum" diyor son olarak, "çok seviyorum." 
boş, bomboş gözlerle bakıyorum ona.. öyle garip bir duygu tarıyor ki içimi.. 
ben de onu(seni) seviyorum aslında ama ne bunu sürdürmeye ne de söylemeye gücüm var şimdi. geç de oldu üstelik, uykum da geldi.. hem gökyüzü haziran.. bira da bitti zaten. 

19 Temmuz 2016 Salı

gitmek istiyorum.
yarın.
sırt çantamla..
suyu ve gazı kapatıp, en rahat pabuçlarım ve en sevdiğim kitabı alıp..
öylece ve öylesine gitmek istiyorum.