19 Eylül 2012 Çarşamba

bir köpeğin ıslak ve soğuk burnuyla anımsanan bir kitap..

cennet, anlık çekimlerle kısa ziyaretler sunuyor..
sonra yine masalar, koltuklar, telefonlar..



öyle çok yazmak istiyorum ki.. 
yazmayı öyle çok istiyorum ki..

4 Eylül 2012 Salı

büyük felaketlerin meskeni hep daracık anlar..
arda kalansa derin,
                    muğlak,
                    ve münhasır bir boşluk..

şimdi, bakışlar oynak,
          dudaklar taş kesmiş,
          eller kenetli..


13 Ağustos 2012 Pazartesi

bir çarşaf..
düşerken şişen..
şişerken havalanan..
havalandıkça sönen..

seyir.

en nihayetinde bir çarşaf.
atılmış.
buruşmuş.
kirlenmiş.

öyle.

31 Temmuz 2012 Salı

ben istedim ki yeni 'şey'ler söyleyelim, eskilerin içi boşalmadan..
olmuyor.
aynı suyu bir bardaktan diğerine aktarmaktan öteye gidemiyoruz..

uzlaşmış değilim.

23 Mayıs 2012 Çarşamba

söyleme.

zihnim açıldı diyemem ama dilim çözüldü.
benimki bir pencere kenarı, çenem sağ avucumun içinde, gözlerim kapanıyor uykusuzluktan..
kayıtsızlık her telinde saçlarımın..
suskunluk değil de sessizlik..

fakat..
görüyorum,
geliyorlar.
kanatlarını özlemle açmış yaklaşıyor yarasalar..

5 Nisan 2012 Perşembe

1 Mart 2012 Perşembe

ne yapıyorsun bana?

bakıyorum.
yalnızca.

öylece bakıyorum sana, kollarım iki yanımda salınırken, zihnim boş, kulağımda hep aynı müzik.. 
bakıyorum sadece, seni bile düşünemeden.. 
mevsim değişiyor, saçlarımız uzuyor, birileri konuşuyor yanımızda, karşımızda..
acıkıyorsun, üşüyorum, gece oluyor hep.. 
korktukça ben, sen bastırıyorsun küfürbaz sesimi.. 
zaman geçiyor,
kaybettiğim ruhum bedenime dönüyor.. 

bunlar olurken ben, 
bakıyorum sana..
bu.
yalnızca.


13 Ocak 2012 Cuma

bu?


tok gitarlar dinledim, kaygan zeminlerde, durağan sesler..

ileri atıldım, ayaklarım sabit, belimden sarkarken buldum kendimi..
tutunurken kırılmış birkaç tırnağım.. kırmızı lekeler kan mı oje mi bilemedik hiç..

kabuslar gördüm, yavaşça uyandığım, küfürler ettim sesimi hiç alçaltmadığım..

ben insanları sevdim, söyleyemedim, sevildiğimi duydum, inanamadım..
ben bağlanamadım hep gittiler.. kalanlardansa haberim olmadı..

iyiler hep ters açıda kaldı..

ben durdum.
gitmek hep biraz sakildi..
her söz yalan, aldatmak olağan, gözyaşı ise klişeydi.

19 Aralık 2011 Pazartesi

bir kış akşam üzeri..

yeni dinmiş yağmurun ıslattığı arnavut kaldırımı sarı yapraklarla kaplı, sokak sessiz, adam dingin, kız şüpheli..
art arda hikayeler anlatıyor zihnindeki gürültüyü bastırmak için.. diğeri bilge bir tebessümle dinliyor onu. tedirgin ve kararsız.. hep. ve mutluluk diyor ismine.. adam böyle, uçuşan, sıcak taraf her zaman..
kısa adımlarla yaklaşıyorlar sokak lambasının tozlu aydınlığına.. kız duruyor aniden. devingen hep, bedeni değilse de zihni.. onlarca soru işareti türetiyor her nefeste ve yine kendi eziliyor hepsinin altında her seferde.. korkak o, öfkesi bu yüzden. böyle kız, hırçın ve buz gibi her zaman..
fakat sokağın rutubetine inat, ılınıyor içi; "bu keman sesini bir ben duymuyorum, değil mi?" diyor adama gözleri kapalı yüzünü çevirirken..
adam parmaklarını serbest bıraktığı elin bileğini kavrıyor, parmak uçlarını gezdiriyor ince damarların üzerinde.. az önce dişlerinin arasında ezdiği dudaklarını göz kapaklarına değdiriyor kızın.
susuyorlar evet, sırf öyle gerektiği için değil üstelik..

o anda ikisi de bilmiyor ama;
kız ne zaman o sokaktan yürüse adamı,
adam ne zaman bir keman solo duysa o kızı düşünecek,
tuttukları yabancı ellere rağmen..

7 Aralık 2011 Çarşamba

burayı özlediğim oluyor..