saçmasapan şeyler..
bu geceler..
birileri, bişeyler. müzikler, kahkahalar, özenle taranmış saçlar, kirlenmiş kadehler, içkiler, ökçeler, deri ceketler, fularlar.. dalgın gözler, sabırsız parmaklarla dövülen telefonlar, silinmiş rujlar, akmış rimeller..
yorgun ayaklar.
tek bir şey var aklımda ama, iki sene evvel içilmiş bir öğle rakısı.. peynir kötü, mezeler bayat, mekan bomboş.. kendi sesimi duydukça yabancıyım.
o gün öğrendim aşk bana ne yaptı, beni neye çevirdi..
bunda şaşılacak bişey yok, aşkı da açılımlarını da onunla öğrendim en nihayetinde.
12 Ekim 2016 Çarşamba
1 Eylül 2016 Perşembe
bir garip terk ve (sen)
leş gibi bir ağustos gecesi.. sıcaklık evet, fakat gökyüzü hazirana benziyor.. aslında o etrafımda olduğunda, her şey haziran..
masa yuvarlak, sığınacak köşe de, tutulacak taraf da yok..
şu yeni cafelerden birine gitmek istemiştim ben, o burada olmak istedi. burada olsun istedi, az sonra olacaklar.. garson, köşedeki meczup, çalan müzik, hepsi tanıdık.. hava leş gibi sıcak, bunu söylemiştim sanırım..
sessizlikleri sevmedim hiç. en beteri var şimdi masada, ikimizin arasında üstelik. normalde aramızda bi şey olmaz, sokulur, sarılır, öylece dururuz.. şimdi, yerlerimizde öylece duruyoruz, garip. kötü garip. köşe kapmaca oynuyor ellerimiz, paketini arıyor ceplerinde, "kalkıp köşedeki tekelden almaya giderse katlanamam" diyorum içimden.. neyse ki gömlek cebinde buluyor. iki tane sigarası kalmış, bana ayrılan süre bu kadar, iki sigara içimlik..
ilkini yakıyor, etli, mora yakın dudaklarından ayırıp, dumanını benden kaçırarak üflüyor haziran gökyüzüne.. sonra bakışlarını ağustosa indiriyor yeniden. hastalıklı birer tebessüm gönderiyoruz karşılıklı.. benimki geri kaçarken, onunki yayılıyor ve isterik bir kahkahaya dönüşüyor. sol yanağındaki kusurlu çukur derinleştikçe derinleşiyor.. ben o kara delikte kayboluyorum..
sonunda, silip gözünden gelen yaşları, "bugün virgülü düşündüm, senden bana kalan en güzel şey, bu tuhaf düşünme biçimleri olacak" diyor. belki en zarif ayrılık cümlesi..
önümüzdeki şişeler terliyor, sırf konuşmamak için kağıtlarını yolmaya başlıyorum bi süre, sonunda dayanamayıp soruyorum;
"ve?"
"ve si" diyor, "müthiş önemli, doğru yerde kullandığında her şeyi çözebilir.. hem nokta kadar riskli de değil"..
ah sevgilim, bu haziran göklü ağustos akşamında, bu eski biracıda, bu bitik semtte, rahatsız sandalyelerin üzerinde, saçlarımız karmakarışık, karnımız aç, parmak uçlarımız buruşmuş halde, bu cümlelerle mi terk ediyorsun beni?
"seni seviyorum" diyor son olarak, "çok seviyorum."
boş, bomboş gözlerle bakıyorum ona.. öyle garip bir duygu tarıyor ki içimi..
ben de onu(seni) seviyorum aslında ama ne bunu sürdürmeye ne de söylemeye gücüm var şimdi. geç de oldu üstelik, uykum da geldi.. hem gökyüzü haziran.. bira da bitti zaten.
19 Temmuz 2016 Salı
1 Temmuz 2016 Cuma
yalnış.
bende bir yanlışlık var.
yanlış şeyleri yanlış zamanlarda yapıyor, yanlış yerlerden yanlış şeyler bekliyorum..
sabah yürüdüğüm yolda akşam yürümüyorum mesela, vapurun hep aynı tarafına oturuyorum..
kahvemi aynı yerden alıyorum, meyveleri aynı, kuruyemişleri aynı..
o müzikleri dinliyorum hep, pis pis filmler izliyor, karanlık kitaplar okuyorum..
evin hep aynı penceresinden dışarı bakıyorum.
onyedi aydır aynı dileği diliyorum sönen mumlarda ve kayan yıldızlarda..
uykumu alamadığımda makyaj yapmıyor, aynı rahat pabucu giyiyorum..
akbilimi hep aynı yerde doldurtuyorum, sırf günaydın demeyi sevdiğim için..
annemi günün aynı saatinde arıyor, mutsuz olduğumda o filmin ilk 12 dakikasını izliyorum hep..
buralardan uzaklaştığımda hep aynı derecede, hep çok, çok ama çok mutlu oluyor, dönerken hüzünleniyorum her zaman..
hep aynı yazı düşünüyorum ne zaman genç bir çift görsem ve aynı şarkıyı hatırlıyorum..
işte bunların hepsini yanlış yapıyorum.
yanlış sırayla..
bu yüzden bulamıyorum seni.
halbuki sabah yürüdüğüm yoldan akşam yürüsem..
ya da kahvemi bir kez başka yerde içsem..
ya da o şarkıyı değilde yepyeni bir şarkıyı dinlesem..
fakat nereden başlayacağımı bilmiyorum..
bir yanlışlık var bende.
yanlış şeyleri yanlış zamanlarda yapıyor, yanlış yerlerden yanlış şeyler bekliyorum..
sabah yürüdüğüm yolda akşam yürümüyorum mesela, vapurun hep aynı tarafına oturuyorum..
kahvemi aynı yerden alıyorum, meyveleri aynı, kuruyemişleri aynı..
o müzikleri dinliyorum hep, pis pis filmler izliyor, karanlık kitaplar okuyorum..
evin hep aynı penceresinden dışarı bakıyorum.
onyedi aydır aynı dileği diliyorum sönen mumlarda ve kayan yıldızlarda..
uykumu alamadığımda makyaj yapmıyor, aynı rahat pabucu giyiyorum..
akbilimi hep aynı yerde doldurtuyorum, sırf günaydın demeyi sevdiğim için..
annemi günün aynı saatinde arıyor, mutsuz olduğumda o filmin ilk 12 dakikasını izliyorum hep..
buralardan uzaklaştığımda hep aynı derecede, hep çok, çok ama çok mutlu oluyor, dönerken hüzünleniyorum her zaman..
hep aynı yazı düşünüyorum ne zaman genç bir çift görsem ve aynı şarkıyı hatırlıyorum..
işte bunların hepsini yanlış yapıyorum.
yanlış sırayla..
bu yüzden bulamıyorum seni.
halbuki sabah yürüdüğüm yoldan akşam yürüsem..
ya da kahvemi bir kez başka yerde içsem..
ya da o şarkıyı değilde yepyeni bir şarkıyı dinlesem..
fakat nereden başlayacağımı bilmiyorum..
bir yanlışlık var bende.
24 Mayıs 2016 Salı
15 Aralık 2015 Salı
kadın bilmez mi?
yine attılar beni ziftin içine.
tam unuttum derken..
bir tutam var saçımda, görsen severdin..
tam unuttum derken..
bir tutam var saçımda, görsen severdin..
7 Temmuz 2015 Salı
1 Haziran 2015 Pazartesi
yamalarım.
akustik coverlar..
ezilmiş, incelmiş yastıklar..
inilmiş ama çıkılamamış merdivenler..
sabırsızlıkla doldurulmuş inboxlar..
sezon finali yapmış diziler..
yarım bırakılmış makaleler,
ikişer kez okunmuş söyleşiler..
kadeh kenarlarından çıkmamış ruj lekeleri..
burkulmuş bilekler ve
yamalar..
yeni, büyük ve sakil yamalar..
hazirana taşınanlar..
ezilmiş, incelmiş yastıklar..
inilmiş ama çıkılamamış merdivenler..
sabırsızlıkla doldurulmuş inboxlar..
sezon finali yapmış diziler..
yarım bırakılmış makaleler,
ikişer kez okunmuş söyleşiler..
kadeh kenarlarından çıkmamış ruj lekeleri..
burkulmuş bilekler ve
yamalar..
yeni, büyük ve sakil yamalar..
hazirana taşınanlar..
8 Mayıs 2015 Cuma
0105_KK
o akşam, cennetin ortasında ateş böcekleri gördüm..
hayatımda ilk kez.
birine dokundum hatta..
o sırada komşu balkonda "hang me, oh hang me" çalıyordu..
aklımdan geçen ilk şey, ona anlatırken gözlerimin direkt içine bakıp nasıl tebessüm edeceği oldu..
buna aşk diyenler var..
bense onlara sırtımı dönüp gitmek istiyorum.
en uzaklara..
hayatımda ilk kez.
birine dokundum hatta..
o sırada komşu balkonda "hang me, oh hang me" çalıyordu..
aklımdan geçen ilk şey, ona anlatırken gözlerimin direkt içine bakıp nasıl tebessüm edeceği oldu..
buna aşk diyenler var..
bense onlara sırtımı dönüp gitmek istiyorum.
en uzaklara..
26 Nisan 2015 Pazar
huzursuz ruh
yediklerimin hiçbiri canımın çektiği değil ya da çalan şarkıların hiçbiri aklımdaki melodiye benzemiyor..
hiçbir kıyafet yakışmıyor, pabuçların hepsi sıkıyor, yüzükler bol geliyor.
saçımı asla doğru yerinden ayıramıyor, dişlerimi düzgün fırçalayamıyorum.
ne duyduklarım yeterince komik, ne de gördüklerim yeterince trajik..
yokuş aşağı yuvarlanıyorum yine, bu kez daha büyük bir felakete..
ellerime baktığımda, parmak uçlarımdan yok olmaya başladıklarını görebiliyorum.
fakat bu, her sabah aynı güne uyanıp, her gece aynı derecede yorgun uyumama mani olmuyor.
ezbere konuşmaktan sıkıldım.
ve bu ergen tragedyalarından..
hiçbir kıyafet yakışmıyor, pabuçların hepsi sıkıyor, yüzükler bol geliyor.
saçımı asla doğru yerinden ayıramıyor, dişlerimi düzgün fırçalayamıyorum.
ne duyduklarım yeterince komik, ne de gördüklerim yeterince trajik..
yokuş aşağı yuvarlanıyorum yine, bu kez daha büyük bir felakete..
ellerime baktığımda, parmak uçlarımdan yok olmaya başladıklarını görebiliyorum.
fakat bu, her sabah aynı güne uyanıp, her gece aynı derecede yorgun uyumama mani olmuyor.
ezbere konuşmaktan sıkıldım.
ve bu ergen tragedyalarından..
son olarak;
"aysel git başımdan"..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)