25 Ekim 2010 Pazartesi

ben,

böyle kollarım dirseklerimden itibaren hareketsiz durmaktayken, elimi kaldırıp, yüzümü kapatan saçı kulağımın arkasına itemezken.. böyle bitkin ve yılgınken, tonlarca şey geçiyor zihnimden, söyleyecek onlarca cümle.. çoğu nefret ve hakaret dolu..
ve ben böyle susmuş, susturulmuş, kendi yarattığım çaresizliğe bu kadar inanmış ve yine kendi yarattığım tekilliğe bu kadar batmışken..
böyle erimiş, olmaktan bu kadar vazgeçmişken..
alacağım cevapları, anlatılacak kıssaları, yalancı özdeşlikleri..

istemiyorum..

18 Ekim 2010 Pazartesi

referandum

bir mi?
iki mi?
üç mü?

14 Ekim 2010 Perşembe

10.02

şu an bulunduğum yer ve yapmakta olduğumun yerine tercih edeceğim gazilyon şey sayabilirim..
hatta o kadar sıkılıyorum ki, bunu gerçekten yapabilirim.

asansörde mahsur kalmak gibi..
dar ve eski bir asansörde ama.. ve yalnız..

oldukça klostrofobik..

nefes darlığı, çaresizlik..

"hepsi yetmiyormuş gibi bir de bütün problemlerimi, mutsuzluğumu meşrulaştırmak zorundayım." dedim telefonda,
"saçmalama buna gerek yok!" dedi karşıdaki ses.
"gerçekten mi?! seni seviyorum" dedim, "çok yoruldum."
"yorgunsan yorgunsundur, izah etme bunu." dedi, "ben de seni seviyorum."

öncesi ya da beş saat sonrası umrumda değil, şu anda çok çok mutsuzum.
bunun bir izahı yok..

bişey dicem;

benim harika arkadaşlarım var!!

1 Ekim 2010 Cuma

gök cismi

bitiremediğim tüm kitapların laneti senin olsun!
sonuna kadar yiyemediğim yemeklerin ahı,
soğutup içemediğim çayların hatrı..
ismini unuttuğum insanların küskünlüğü hep senin olsun!
düşürdüğüm her ekmek kırıntısının günahı,
kırdığım her gönlün bedduası..
hepsi!

taşıdığım yeter..

17.09.10

23 Eylül 2010 Perşembe

görüyorum,

ve..

arttırıyorum!!

17 Eylül 2010 Cuma

al, bu da benim çözümüm!

birilerinin kaşını-gözünü ya da duvarlara vurmak suretiyle kendi kafamı kırmadan önce kolumu kırıp evde istirahate çekilmeye karar verdim..

6 Eylül 2010 Pazartesi

00.00

şöyle diyebiliriz; zift kuruyup döküldü..
hiç aklıma gelmezdi..

o halde ben derim ki, boylu boyunca uzanıp -tercihen açık bir pencerenin önünde serili, beyaz bir halının üzerine-, şu üç şarkıyı art arda dinleyip, geleni karşılayabiliriz..

2 Eylül 2010 Perşembe

mis..

bir eylül ancak bu kadar güzel başlayabilir..

1 Eylül 2010 Çarşamba

çok alakasız..

yaklaşık dörtsene önce bir gece heyecanlanıp açmıştım bu blogu. karışık, gergin ve tabi ki mutsuz bir dönemdi. mutsuzluğu(mu)n sebep ya da sebeplerini birini karşıma alıp, gözünün içine bakarak anlatma cesaretim olmadığından ve fakat "nasılsın?" sorusuna verilecek uydurma cevaplarım tükendiğinden, "-miş gibilik"teki beceriksizliğimden ama artık -yaşamımda ilk kez- anlayış gösterilmesini beklediğimden, işgüzarca buraya yazdım 'şey'leri. biliyordum ki üç-beş arkadaşım okuyacak ve onlar da bana sormadan sessizce hallerimi bileceklerdi, öyle de oldu. güzel.
sonra aradan zaman geçti, iyi oldum, bazen daha da kötü.. saçmasapan bi dolu şey yazdım, ki kayda değer bir bölümü hayal ürünüdür.. bu sırada okuyanlar belki üçü-beşi geçip en fazla on olmuştur.
tabii bazen saçma sapan geri dönüşleri oluyor bu sayfaların, birileri satırlarda ismini arıyor, bazıları her kelimede beni.. ben okuduklarımda hiçbir zaman yazanı, gerçekte yaşadıklarını aramadığımdan, onu tanımak gibi bir derdim olmadığından belki, buna hala şaşırıyorum.. kaldı ki buraya yazdıklarımın alt metin aranacak, irdelenecek kadar kıymetli olduklarından kuvvetle şüpheliyim.. gayem -bencilliğimi aşabildiğim zamanlarda tabii- okuyan her kim ise, ona kendine dair bir şeyler hatırlatmak galiba, bunun olduğunu zaman zaman okuyor ya da duyuyorum.
bu harika..
naif bir şeydi bu..
kim daha çok acı çekiyor, kim sabahın dördünde uyanık ve daha yalnız yarışından başka, 'okudum-ettim-biliyorum'suz, devrik, beceriksiz ve öz güvensiz, ismi gibi kendi kendime bir şey..
zaman zaman tersimden kalktıkça, bir şeyler tersime çarptıkça, kurunun yanında yandıkça, kurumlanıp küsüyorum.. hırsımı bu adresten almaya çalışıyorum..
işte bu da, o anlarda omuz silkebilmek için -yine- kendime not olsun..