24 Temmuz 2010 Cumartesi

değirmen

'98 di sanırım, hadi '99 olsun..
kış aylarından biri..
ilk kez afili bir çilingir sofrasındayım, kedi gibi yudumladıklarımı saymazsak ilk rakı içişim.
manzara öyle güzel ki.. deniz ayaklarımızın altında, gerçi o yıllarda her şey ayaklarımızın altında.
mutlu fakat ölçülüyüz, herkes tanıdık ve sıcak.. ikramlar..
artık o sahilin, o meyhanenin insanıyız biz de.. kurumluyuz.. emanet bir dolu fikrimiz ve tartışacak çokça konumuz var..
zamanın yavaşladığını ilk kez hissediyorum..
derken herkes susuyor, yüzlerinde farklı bir iz, karmakarışık bir ifadeyle.. sonra müziğin sesi yükseliyor ve ben ilk kez orada dinliyorum selanik türküsünü..
gecenin sonuna doğru, "cennet de cehennem de bu dünyada" diyor nejat, "ve biz bu akşam cennetteyiz.". yıllar sonra başka bir sofrada tekrarlayacağımı bilmeden düşünmeye koyuluyorum bu sözü..
ve birden düşünceler uçuşuyor, kelimeler azalıyor..
gözlerim kapanıyor..

o meyhane yok artık..
bu gecenin yazında denize gömüldü..

her şey değişti.. hepimiz..
o gün dinlediğim müzik adamlarının bir kısmı öldü, okuduğum kitaplar kayboldu, hayallerimin bazıları gerçek, büyük bir bölümü yalan oldu..
büyümek işi biteli çok oldu..
ve yazık ki başarısızlıkla sonuçlandı..

2 yorum:

lula dedi ki...

98'di. lise henüz bitmemiş, ergenlik henüz gitmemişti. saçlarımızı zaptetmesi zordu. günlük tutmak diye birşey vardı. içinde aşağı yukarı hep aynı şeyler yazıyordu. aşk-nefret-yalnızlık..

begüm dedi ki...

98'de her şey büyük, her şey çoktu, mühimdi..
tabii zamanla tüm duygular ölçeğini buluyor, adabınca sevip, kibarca söylüyorsun bunu, nefret etmeden öfkeleniyorsun.. tepkilerin küçülüp, sesin alçalıyor.. ortalama yaşayıp, bununla tatmin olmayı öğreniyor, öğretiliyorsun.. fakat bu arada bir tek yalnızlık büyüyor, ete kana bürünüp, salonun baş köşesine geçip, oturuyor..