31 Ağustos 2007 Cuma

tilki

kanımda üç* kadeh şarap...
sizin yokuşun sonundan geçtim az önce...
burnumda kokun...
yalan değil...

öyle işte...

döndüm ben,
istanbuldayım....

*dört de olabilir, emin değilim...

17 Ağustos 2007 Cuma

16 Ağustos 2007 Perşembe

muttley

laff-a-lympics vardı ya hani, işte yogiler, scoobyler bi de "gerçek kötüler" yarışıyolardı falan... epey seviyodum ben o çizgi filmi... yogiciydim ben, yazık ayıcıklar uğraşıyolardı, dürüstlerdi de gerçek kötülerin aksine, ama ukala scoobyle tayfası toplardı kupaları hep... sinir!
işte bu tip de kötülerin kötüsü -ki bu kötüler birbirlerine de kazık atarlardı "gerçek" vurgusu ordan geliyo heralde- baronun çirkin köpeğiydi hani...
öyle bi hatırladım bugün...
çünkü bir-iki gündür bunun gibi pis pis ve de kıs kıs gülüyorum...
meğer kimsenin bilmediği bişey bilince öyle gülünüyomuş...

15 Ağustos 2007 Çarşamba

kedi merakı

bazı günler, ama nadiren, -ne kadar bilsem de ertesi gün yine berbat hissedeceğimi- saçma bi mutlu oluyorum...
mutludan ziyade -çünkü "mutluyum" demek iddialı bi laftır ve aslında "mutluluk" başlıbaşına büyüktür zaten...- umutlu oluveriyorum...

"bu kökünden kestiğin tırnakların uzayacak, ne var ki!" diyorum kendi kendime...
sonra, "bu t-shirt ne çok yakışıyormuş bana" diyorum, aynadaki aksime bakarken, "bak, saçların da uzadı zaten, hatta kabarıyorlar bile"...
doymak sarhoşluk etkisi yaratıyor... "ne yedik yahu!" diyip, karnımı sıvazlıyorum arkama yaslanırken...
"haftaya bugün..." başımı sola yatırıp hafifçe, tavana bakarken; "haftaya bugün, başka bi şehirde güneşleniyor ve 'chicago'ya ayaklarımla ritm tutuyor olacağım" diye düşünüyorum...
sonra, "bu merdiven yanlış çizilmiş yahu!" diye hayıflanıyorum, hemen geçiyor ama...
esniyorum keyifle, bi şarkıya eşlik ediyorum, nakaratını dahi bilmeden...

ofisten çıkarçıkmaz yeni gözlüklerimi takıyorum, koccamanlar...
tüh! dolmuşta da yer yok, e olsun...
ooooooo 5 dark alana bi bardak hediye, "olley!!"
bir miktar sudoku, bir adet scrubs ve bikaç telefon konuşması, biraz dedikodu, bir tatlı azar, öptüm, byby...
hiçbi sebebi yok bu günlerin, uyanılan sabahın dahi kendinden haberi olduğunu sanmıyorum. ama iyi, lazım dahası...

saat onikibuçuk, yatarım az sonra ve sabah nasıl uyanırım bilinmez...

ama hayat karamelli dondurma gibi şimdi, içinde kahve parçacıkları olan...

13 Ağustos 2007 Pazartesi

yastığımın yüzü...

"bi dilek tut!" dedim leyla'ya dün ortaköye giderken...
sonra kendim de tutmak istedim,
bulamadım...
bir dileğim olsun istedim, ihtimeliyle avunabileceğim...
bulamadım...
hep tuttuğum bi dilek vardı onu hatırlamak istedim,
hatırlayamadım...
hayatımın tastamam olduğunu düşünmek istedim,
inanamadım...

leyla da yetişemedi köprüye zaten, yürüdük gittik...
yedik, içtik, konuştuk...
bi dolu keyifsiz söz söyledim gene, bazen çok koyveriyorum kendimi...

döndük sonra,
"bu sefer unutma!" dedim leyla'ya, "dilek tut!"
ben de bişeyler istedim telaşla, çok öte bi zaman için, çok doneli bişey gelebildi ancak aklıma...
'yarın onu görmeyi' dileyebilirdim oysa...
ya da,
onu bir daha hiç görmemeyi...


yaşadığım an için zerre heycanım olmadığını, "bugün"e hiç inanmadığımı farkettim...
kötü bu...

ne çok severdim ben dilek tutmayı...
her kayan yıldızda...
şimdi,
başımı kaldırıp gökyüzüne bakmak dahi gelmiyor içimden...

7 Ağustos 2007 Salı

kaldırım serçesi

oturmaktan sıkılıyorum,
kalkıp yürümeye başlıyorum,
bu sefer de düz yolda yürümekten sıkılıp ilk sağa dönüyorum...
sağda ne var?
hiçbişey...
"nereye gidiyordum ki?!" diye soruyorum kendime...
unutmuşum...
hatırlamak neredeyse bir dakikamı alıyor.
ben nereye gittiğimi unutuyorum yürürken, hep onun yüzünden!
sonra yürümekten de sıkılıyorum,
"gitmeyiversem?!" diyorum kendime, "o gittiğim yere gitmeyiversem..."
gidiyorum ama...

ah madam,
tek kelimesini dahi anlamıyorum söylediklerinizin, ama içime işliyor sesiniz...

dinlediğim müzikler, kulağımda patlayan onca davul, bas ve flüt yetmiyor beni "iyi" etmeye, yediklerim, içtiğim rakılar, hatta yanında yediğim kavun bile...

göğüs kafesimde bi yer var, tam dördüncü kaburgaların kavuştuğu yer...
bazen, bir anda ve en olmadık zamanda, bomboş kalıveriyor altı ve aldığım hiçbir nefes işe yaramıyor...
epey acıyor canım, kirpik diplerime kadar hissediyorum...

zehrim dokunduğum herşeye bulaşıyor,
minicik bir saksı çiçeğini bile yaşatamıyorum...
daha kaç fesleğen öldürmem gerek?

30 Temmuz 2007 Pazartesi

monkey & bear *

but for now, just dance, darling,
c'mon, will you dance, my darling?
darling, there's a place for us,
can we go, before I turn to dust?

* joanna newsom / ys

25 Temmuz 2007 Çarşamba

ege

hayatta bağzı şeyler, bol zaytin yağıyla doldurulmuş bir kasenin içindeki zeytin gibi... asla çatal batmıyor, kayıyor sürekli... ve demek ki parmaklarımızı kaseye daldırıp, vıcık vıcık yağa bulaşmaya da değmiyorlar aslında...
çok saçma...

17 Temmuz 2007 Salı

sözlü

öylece duruyordum…
sırtımı duvara güvenle dayamış, düşüncelerim arasından birini seçemeden, sessizce, öylece duruyordum…
başım biraz sıkıştı mı, konuşulanlar canımı sıktı mı kapatırım kendimi tuvalete, işte tam da böyle bi an… söylenenleri düşünüyorum, anlam vermeye çalışıyorum kimisine… birden tırnağı kırılan ve ojesi kazınan işaret parmağıma takılıyor gözüm, bu kırmızılı eller onu getiriyor aklıma… aynadaki aksime bakıyorum, ayna eski ve sırı kazınmış, lekelerin arasından iyiden iyiye bedbaht görünüyor yüzüm, kötü bi fotoğraf gibi…
garip bir ses…
tuvalet penceresinden bir kuş giriyor içeri, cinsi ne? bilmem… hiç anlamam ki kuşlardan, yaprağına bakıp ağacın ne ağacı olduğunu da söyleyemem mesela, coğrafyam da kötüdür zaten ve ben “kötü”yümdür aslında…
neyse…
kuş, -diyelim ki güvercin- elime konuyor, irkilmiyor, şaşırmıyorum bile…
birkaç kelime bişeyler söylüyor hızla, tam anlamıyorum, “zaman”, “yeşil” ve “rüzgar” kelimeleri seçilebiliyor aradan… hiçbir anlamı yok ki bunların, anlamlı bir cümle bile oluşturamazlar…
minik gagasıyla işaret parmağımdaki kırmızılığı biraz da o kemiriyor, sırı kazınmış, eski aynadaki aksime bakıyorum… tam bu sırada “bir daha çıkma karşıma” diyip birden klozete dalıyor güvercin(!), kayboluyor…
öylece duruyorum…
sonra,
aynadaki aksime bakıyorum, “bir daha çıkma karşıma” diyorum ve hızla çıkıyorum, gürültüyle kapanıyor kapı ardımdan…


aracafe / haziransonu'07

mevsim etiği

ben baharı severim, her ikisini de... onlar da beni severler eksik olmasınlar... ama bu kaltak yazla anlaşamıyoruz... yine okudu canıma... çok sıkıldım... ne yastığımdan başımı kaldırmak, ne çalan telefonu açmak, ne de çalmayan telefonuma hayıflanmak istiyorum artık, onu düşünmek, kendime kızmak, bir başkasını özlemek ve daha başkasından kaçmak da istemiyorum... bi yerlere gitmek, bişeyler konuşmak, başka bişeyler dinlemek ve hatta daha fazla yazmak da istemiyorum...
yer yarılsa, ben o yarıktan içeri girsem ve o yer üzerime kapansa...
sıkıldımmmm!!